ADD’den Köy Enstitüleri Açıklaması

Atatürkçü Düşünce Derneği Gümüşhacıköy Şube Başkanı Yaşar Akça, 17 Nisan Köy Enstitülerinin Kuruluş Günü nedeni ile açıklamalarda bulundu.

Konu ile ilgili yazılı açıklamada bulunan Akça, şu ifadeleri kullandı:

Köy enstitüleri Türk eğitim tarihinde çok önemli bir dönemedir.

Türkiye’nin koşullarına göre üretime dönük eğitim ilkesi, köy enstitülerinde köyler için uygulanmıştır. Eğitim doğrudan doğruya, köylünün ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Çağdaş bir insan yetiştirmeyi amaçlamıştır. Köylü üretimi artırıp kendi kendine yönetmeye yönelince, yeni kişilik kazanan köy insanı egemen güçlere boyun eğmeyecektir.

            Cumhuriyet’in kurulması ve yapılan devrimlerde “yazı devrimi” 1928-1929 ülke bir yığın eğitime tabi tutulmuş, millet mektepleri, halk evleri, halk odaları ile kısa zamanda büyük bir başarı sağlamıştır.

            1925 yılları Cumhuriyet çağının ilk anlamlı savaşını, Atatürk Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’ye bağlar. Mustafa Necati halk devletinde, bakanlığın ne demek olduğunu göstermiş bir devrimcidir.

            1938’li yıllarda Tonguç bir Avrupa gezisinde Bulgaristan ve Almanya gezisinde, Bulgaristan’daki bir eğitimden etkilenmiştir. Bu eğitimi bazı eğitimcilerle paylaşmıştır. Üretime yönelik çağdaş, bilimsel eğitimin yaşama geçmesini istemiştir. Köyler için düşünülen eğitim tecrübeli bir eğitimci olan İsmail Hakkı Tonguç 1940’larda yıllardır ikmal edilmiş olan köylülerimizin konusuna işaret ediyor.

            Atatürk’ün liderliği ile Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç kısa süre içinde 40-50 bin öğretmen yetiştirecek bir plan geliştiriyorlardı. Bu planın dayandığı ana fikir köy enstitülerinin kuruluşuydu. Enstitüler köy kalkınmasında, eğitimi araç olarak kullanmayı amaç ediniyordu. Eğitim ulusal idealleri beslemek, özgür ve bağımsız bir devlet yaşatmak, bilim adamı yetiştirmek, dinamik ve modern bir toplum oluşturmak için önemli bir araçtı. Halkı eğitmek devletin en önemli göreviydi. Başta Mustafa Kemal savaşın en kritik döneminde 16 Temmuz 1921’de ulusal eğitim şurasını toplamıştır. “öğretmenler yeni kuşak sizin eseriniz olacaktır” diye öğretmenlere büyük görev yüklemiştir.

Enstitülerin yasal doğuşu 17 Nisan 1940 tarihine rastlar. Eğitmen denemesinden ulaşılan köy Enstitüleri İnönü, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç adlarını akla getirmektedir. Cumhuriyet Döneminin bu özgün eğitim ve öğretim atılımını yalnız milli eğitim çevresinde değil, fikir ve sanat alanlarında da güçlü ürünler ortaya koymuştur. Bu demek ki okul insanı bir bütün olarak ele alacak, ahlakını bilgisinden, kafasını gönlünden ayrı düşünmeyecek, ders öğütün, öğüt dersin içine girecek daha doğrusu kişi ötekinin ta kendisi olacaktır. Köy Enstitüleri öğretmenin eğitici olmasını, Cumhuriyet imamlığı yapmasını istiyordu.

Buna bağlı bir ikinci düşünce, öğretimde eğitimin işle birleştirilmesi bilginin hayat savaşı içinde kazandırılması düşüncesiydi. Ders ev yapmanın, ağaç dikmenin, hastalıkla savaşmanın, toprağı tanımanın, hayvanı, makineyi kullanmanın, kooperatifi yönetmenin ta kendisi olacak. Hayat ve kültür bir arada kazanılacaktır.

Köy Enstitüleri Anadolulun dört kucağında sulak, uğrak, yumuşak yerlerden kaçıp en olmayacak yerlere kuruluyordu. İş ve masraf artıyor, zaman kaybediliyor, ama öğrencinin gideceği yeri yadırgamaması, her çeşit zorluluğu yenmeye alışması gibi paha biçilmez bir insan değeri, bir öncülük gücü kazanılmış oluyordu. Üstelik okul hazıra konan, verilen bir kurum olmaktan çıkıp, yaratıcı, yetiştirici bir çehre kazanıyordu. Okulun amacı aydın bir çoğunluk yetiştirmekti. Kırk bin köyün beklediği cumhuriyet öncülerini yetiştirme amacını seçmişlerdi. Asıl mesele bu öncülere kendi kendini aşma, karanlık dünyaların aydınlatma kaygısını vermekti. Bu kaygıysa Enstitü öğrencilerinin ortak nitelikleriydi. Hepsinin kaynağı olan çetin mesele, ilk okul öğretmenini bir inkılap öncüsü olarak köye yerleştirmekti. Kurcu kadro çetin koşullar altında köy, köy dolaşıp öğrenci bulmak, özellikle kız öğrencilerin babalarını ikna etmek, o günün koşullarında hiçte kolay olmuyordu. Çoğu çocuklar okula geldiklerinde hayal kırıklığına uğruyorlardı. Aralarında köylerine kaçanlarda oluyordu. Çünkü çocuklar okul binalarının kendilerinin yapmaları gerektiğini anlıyor ve kalıyorlardı. Gerçekte öğrenciler usta öğretmenleri ile dershaneleri, yatakhaneleri, yemekhaneleri, hamam ve yunakları, spor salonlarını, ahır ve kümeslerini yapmak için çok çalışmak zorunda kalmışlardır. Kerpiç dökmüşler, yataklarını samanla doldurmuşlardır.

Her koşulda köy Enstitülerinin kurulması bir kahramanlı öyküsüdür. Kız ve oğlanların barışa amaçların en büyüğü eğitim savaşını başarma ve eğitimi yayma savaşıdır. Enstitüler öğretmenlik, sağlık memurluğu, ebelik olmak üzere 3 branşa sahiptiler, öğrenciler burada sulama kanallarını açmayı, traktör tamir etmeyi, aşılama yöntemlerini öğreniyorlardı.

            Okulu bitirdiğinde onları köye bağlayacak, toprak, bağ bahçe yerleri, atölye araçları, ev ve teknik sanat ve tarım araçları devlet tarafından karşılıksız veriliyordu. Köyde atölyesini uygulama bahçe çalışmalarını yaparak örnek olacaktı. Tonguç babanın rüyası böylece gerçekleşiyordu.

 Enstitü öğrencileri yaparak yaşayarak deney, gözlem, araştırma inceleme ile bilimsel çalışmalar yapıyordu. Okulun uygulama bahçesinde, meyvecilik, sebzecilik, tahıl işleri arıcılık, balıkçılık, hayvancılık, tavukçuluk ve çiçekçilik yaparlar;  Üstelik ürettikleri ürünleri okulda tüketme tadına varırlardı.

 Enstitülerde ayrıca marangozluk, demircilik ve bunlar gibi sanat kollarında beceri kazanıyorlardı. Öğrencilerin spor çalışmaları, sabahları Anadolunun değişik, değişik yöre folklörünü müzik eşliğinde uygularlardı. Müzik ve çalgı aleti (her türlü) çalışmalar öncelikli idi. Bu donanımla yetişen öğretmen köyünde aldığı eğitimi uygulayacak, halkı eğitecekti. O yıllarda köyde çapa, bel, tırmık saban demiri yapan eller yıllar içinde bilgisayarı yapacaktı. Eğimin amacı ( kim ve ne için üretim yaptığını bilerek üretim yapan insanlar yetiştirmekti “Harun Karadeniz” )

            Tonguç’a göre “Cehalet ve geriliklerine rağmen, Türk egemenliğini ayakta tutan köylülerdir. Reform hareketlerini de köylüler başaracaklardır. 1952 yılına denk Enstitüler 17 bin 373 öğretmen bin 248 sağlıkçı yetiştirmiştir ve köylere atanmışlardır.

            1925-1929 yılları arasında Atatürk’ün genç Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin adı, Türk öğretmenine güven sevgi ve saygı fikrine sıkıca bağlıdır. Türk öğretmenine destek vermek, Mustafa Necati’nin baş kaygısı olmuştur. Uzun süre Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Ali Yücel’in Türk aydınlanmasına katkıları büyüktür. İsmail Hakkı Tonguç, Rüştü Üzel, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Rıza Tevfik Selim Sırrı Taşcan’ın eğitime katkıları unutulmaz.

Anadolu’da Değişik yerlerde açılan köy Enstitüleri

Ankara            ( Hasanoğlan)             1941

Adana             ( Haruniye)     1940

Aydın             ( Ortaklar )      1944

Van                 ( Enis)                         1938

İzmir               (Kızılçullu)      1937

Erzurum          ( Pulur)            1942

Malatya           ( Akçadağ)      1940

Antalya           (Aksu)             1940

Kocaeli           (Arifiye)          1940

Isparta             (Gönen)          1940

Balıkesir          (Savaştepe)     1940

Diyarbakır       (Dicle)             1944

Kayseri           (Pazarören)     1944

Konya                         (İvriz)              1941

Kırklareli         (Kepirtepe)     1938

Kastamonu     (Gölköy)         1939

Samsun           (Ladik)            1940

Trabzon           (Beşikdüzü)    1940

Kars                (Cilavuz)         1940

Sivas               (Pamukpınar)  1942

Eskişehir         (Çiftteler)        1940

Enstitüler birçok ünlü insanlar yetiştirmiştir. Dursun Akçam, Mehmet Başaran, Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın vb. yurt içinde ve yurt dışında köy Enstitülerini öven pek çok eser yayınlanmıştır. Övgüler genellikle yabancı gözlemciler tarafından yapılmıştır.

Sistem Tayland, İsrail, Tunus gibi ülkeler tarafından beğenilmiş, ünlü Amerikan eğitimci John Devey, İngiliz tarihicisi Arnold Tombi, ve ünlü Fransız gazetesi Le Monde Köy Enstitülerine hayranlıklarını belirtmiştir. Yurt içinde köy Enstitülerini öven pek çok eser yayınlanmıştır. Bu arada ülkemizde tutucu çevrelerden, feodal yapıdan, tarikatların baskısından köy Enstitülerine saldıran yazılardan Anadolu Bozkırında yeşeren büyümesine son verilmiştir. 1946 yılından itibaren tutucu çevrelerin baskılarına maruz kalan Enstitüler 1948- 1954 yılında muhteva ve program bakımından sonlandırıldı. Bundan sonra eğitim üretimden uzak kuru, ezberci, yazboz tahtasına dönüşerek ülkede eğitim sıkıntıya girdi. Çok sayıda ihtiyaç olmadığı halde İmam Hatim Okulları sayıca arttı.

            Atatürk’ün “Hayatta En hakiki Mürşit İlimdir” sözünü örnek alarak eğitimin demokratik laik çağdaş ve bilimsel yapıda olması hedefimizdir. Böylece ülke ileri demokrasi savaşını başarı ile geçecektir.

Kırmızı gülün alı var,

Kolay kolay gelirimiydi, bir Mustafa Kemal,

Bir Mustafa Kemal yetmedi, Bre Şahin Aman

Bir Mustafa Kemal Daha

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir